Bugün Kohi sayfasında “Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
Kayseri’nin Sessiz Akşamlarında Aklıma Takılan Bir Soru
Kayseri’de akşamlar hep biraz ağır gelir bana. Gün biter ama insanın içi bitmez ya, öyle bir şey. 25 yaşındayım, hâlâ her şeyi fazla düşünüyorum. Çoğu zaman defterlerime yazıyorum; bazen bir cümle, bazen sayfalar dolusu iç dökme… O defterler olmasa sanırım kafamın içi çok daha gürültülü olurdu.
Geçen yazın sonlarına doğru bir akşam, Erciyes’in uzaktan görünen siluetine bakarken telefonda bir şey gördüm. Bir haber başlığıydı, tam olarak şöyle diyordu: “Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi?”
Bir an durdum. Üç saat mi? Oruç dediğin şey benim bildiğimde sabahın erkeninden akşama kadar süren, insanı sabırla yoğuran bir şeydi. Üç saat olunca sanki kavram bile değişiyordu. İçimde garip bir merak uyandı. Hayal kırıklığı değil ama… biraz şaşkınlık ve “bu nasıl mümkün?” hissi.
O an defterimi açıp sadece şunu yazmışım:
“Dünyada zaman bile eğiliyor olabilir mi?”
Merakın Peşinden Giden Bir Gece
O gece uyumadım. Kayseri’nin geceleri serin olur ama o serinlik bile kafamın içindeki soruyu susturamıyordu. Telefon elimde, saatlerce okudum.
Meğer mesele Kuzey Avrupa’ymış. Norveç’in, İsveç’in, Finlandiya’nın kuzey bölgelerinde yaz aylarında güneş neredeyse batmıyormuş. Özellikle Norveç’in Tromsø gibi şehirlerinde oruç süresi bazen inanılmaz kısalıyormuş. Hatta bazı günler gerçekten 3-4 saat gibi kısa bir zaman diliminde tutulabiliyormuş.
“Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi?” sorusunun cevabı işte bu yüzden çoğunlukla Norveç’in kuzey bölgeleri oluyordu.
Bunu okuduğumda içimde tuhaf bir şey oldu. Ne sevindim ne üzüldüm… sadece boşluk gibi bir his. Çünkü ben orucu hep sabırla, uzun saatlerle, güneşin hareketiyle anlamlandırmıştım. Orada ise güneş bile başka bir kurala bağlı gibiydi.
Defterime bir şey daha yazdım:
“Güneş bile bazı yerlerde farklı doğuyor.”
Kayseri’den Tromsø’ya Uzanan Hayal
O gece zihnimde bir yolculuk başladı. Kayseri’den çıkıp Norveç’in kuzeyine gidiyordum sanki. Gerçekte değil ama içimde.
Erciyes’in sert ve tanıdık görüntüsü yerini buz gibi dağlara bıraktı. Kayseri’de insanlar iftara saatler sayarken, orada insanlar birkaç saatlik bir oruçtan çıkıyordu belki de. Bu düşünce bana garip bir adaletsizlik gibi gelmedi ama… dünyanın ne kadar farklı yaşandığını yüzüme vurdu.
Bir ara kendimi Tromsø sokaklarında hayal ettim. Güneş gökyüzünde asılı gibi, sanki inmeye niyeti yok. İnsanlar montlarla, sakin adımlarla yürürken ben içimden şunu söylüyordum:
“Ben burada olsam orucu nasıl hissederdim?”
Bu soru beni düşündürdü. Çünkü mesele sadece süre değil gibiydi. Mesele insanın zamanla kurduğu bağdı.
Zamanın Eğrildiği Yer: Kuzey Işıkları Altında Bir Düş
O hayal gecesinde, Tromsø’da küçük bir evde olduğumu düşündüm. Pencereden dışarı bakıyorum, gökyüzü tuhaf bir şekilde açık. Gün mü gece mi belli değil. İçimde bir huzursuzluk var ama aynı zamanda garip bir merak.
“Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi?” sorusu artık sadece bir bilgi değildi benim için. Bir yaşam biçiminin kapısını aralıyordu.
Orada insanlar belki de saatlere değil, güneşin durumuna bakarak yaşıyorlardı. Bu bana çok yabancı geldi. Kayseri’de saatler kutsaldır; ezan, iftar, sahur… hepsi net ve belirgindir. Ama orada her şey biraz flu gibi.
O an içimde küçük bir hayal kırıklığı hissettim. Çünkü düzenin bu kadar değişebilir olması beni sarsıyordu. Ama aynı zamanda bir heyecan da vardı. Dünya gerçekten sandığımdan daha büyük ve karmaşıktı.
Gerçeğe Dönüş: Kayseri’nin Sabah Sessizliği
Sabah olduğunda uykusuzdum. Gözlerim ağır ama zihnim açıktı. Kayseri’de sabahlar hep sessizdir, sanki şehir bir süre düşünmek ister.
Penceremi açtım, hafif bir rüzgâr vardı. Erciyes hâlâ oradaydı, değişmemişti. Ama ben biraz değişmiştim.
Kendi kendime şunu söyledim:
“Bazı insanlar 3 saat oruç tutarken, bazıları 18 saat sabrediyor. Aynı ibadet, farklı zamanlar. Belki de mesele süre değil, niyet.”
Bu düşünce içimi biraz rahatlattı. Ama yine de içinde küçük bir kırgınlık vardı. Çünkü insan bazen eşitlik arıyor, zaman bile eşit olsun istiyor.
Defterime şunu yazdım:
“Zaman bile adil değil, ama insan yine de anlam buluyor.”
Bir Akşamüstü Kahvesinde Gelen Farkındalık
Birkaç gün sonra bir kafede oturuyordum. Kayseri’de eski taş binaların arasında küçük bir yer. Kahvem soğuyordu ama ben içmiyordum bile. Aklım hâlâ o kuzey ülkelerindeydi.
Telefonumu açtım tekrar. Aynı soruyu tekrar yazdım: “Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi?”
Bu kez cevap bana daha net geldi: Norveç’in kuzey bölgeleri, özellikle kutup dairesine yakın yerler.
Ama artık bunu bir bilgi olarak değil, bir duygu olarak okuyordum.
İçimden şunu geçirdim:
“Orada yaşayan biri ben olsaydım, orucu nasıl hissederdim? Açlık mı olurdu yoksa zamanın tuhaflığı mı?”
Bir an gözlerimi kapattım. Kendimi orada hayal ettim. Güneş hiç tam batmıyor, iftar neredeyse sahurdan hemen sonra geliyor gibi. İçimde garip bir hız hissi.
Ve o anda küçük bir umut doğdu içimde:
Dünya ne kadar farklı olursa olsun, insanlar aynı şeyi farklı şekillerde yaşıyor ama aynı duyguyu taşıyor olabilir.
İçimde Büyüyen Sessiz Soru
Günler geçtikçe bu konu içimde büyüdü. Arkadaşlarıma anlattım, çoğu şaşırdı. “3 saat mi?” dediler. Ben de aynı şaşkınlıkla tekrar ettim: evet, 3 saat.
Ama artık bu benim için sadece bir bilgi değildi. Bir karşılaştırma da değildi.
Bir tür iç yolculuktu.
Kayseri’de 25 yaşında biri olarak, hayatın sabit olduğunu sanıyordum. Oysa kuzeyde güneş bile sabit değildi.
Bu düşünce bazen içimi sıkıyordu. Çünkü kontrol edemediğimiz şeyler vardı. Ama bazen de rahatlatıyordu. Çünkü demek ki her şey bizim bildiğimiz gibi olmak zorunda değildi.
Bir Günlük Sayfasının Sonuna Yazılanlar
Bir gece defterime uzun uzun yazdım. O sayfayı hâlâ saklıyorum.
“Dünya çok büyük. Bazı yerlerde oruç 3 saat sürüyor, bazı yerlerde 20 saat. Ama insanın içinde tuttuğu şey değişmiyor. Belki de açlık bile aynı değil ama sabır aynı kalıyor. Kayseri’deyim, Erciyes hâlâ orada. Ama ben artık sadece buraya bakmıyorum. Kuzeye de bakıyorum, güneşin hiç batmadığı yerlere…”
O yazıyı bitirdiğimde içimde garip bir huzur vardı.
Hayal kırıklığım azalmıştı. Yerini daha sessiz bir kabulleniş almıştı. Dünya adil olmak zorunda değildi belki ama anlaşılabilir olabilirdi.
Son Düşünce: Üç Saatin Ötesi
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o sorunun beni neden bu kadar etkilediğini daha iyi anlıyorum.
“Günde 3 saat oruç tutan ülke hangisi?” sorusu aslında bir ülkeyi değil, benim zihnimdeki sınırları gösteriyordu.
Kayseri’den bakınca dünya belli bir düzen içinde görünür. Ama biraz kuzeye gidince o düzen kırılıyor.
Ve belki de insan en çok o kırılmada büyüyor.
Şimdi Erciyes’e baktığımda hâlâ aynı dağı görüyorum. Ama artık biliyorum ki dünyanın bir yerinde insanlar çok daha farklı bir gökyüzünün altında aynı sabrı yaşıyor.
Ve bu düşünce, içimde garip bir şekilde hem huzur hem de hafif bir hüzün bırakıyor.